Üçüncü Sanat

 


Geldik tiyatroya. Ne demişti Brautigan herkes bir kitap yazmalı. Bende şunu diyorum ki herkes bir kere olsun sahneye çıkmalı. Tiyatro, hele de birbirine uyum sağlamış bir ekip ile sizi entelektüel hazzın zirvesine çıkaracak bir sanattır. Ekip ile aidiyet yakalayabilmeniz içgüdüsel olarak sizi mutlu eder, en nihayetinde insan sosyal bir varlıktır. Onun için bir gruba dahil olmak yaşamsal önem arz eder. Diğer yandan oyunculuk içinizdeki sizi özgür kılar. Doğaçlama çalışmaları ve yaratıcı drama oyunları ile sahnede özgürlüğe kavuşur, kendinizi tam anlamı ile ortaya koyabilirsiniz. Günlük hayatta kendimizi büyük oranda baskılayarak yaşadığımız, sürekli belli kurallara uymak durumunda kaldığımız, sıklıkla hata yaparsak rezil olma korkusuyla yaşadığımız göz önünde bulundurulduğunda sahnenin hayata karşı adeta devrimci duruşu bulunmaz nimettir. Elbette orada da kurallar yok değildir. Aynı zamanda kötü bir ekiple çalışmak bu saydıklarımın tam tersini yaşamanıza da neden olabilir. Yine de biz işin özünü hesaba katalım, danstan müziğe ve şiire her hünerinizi sergileyebileceğiniz kuralları hayata nazaran daha esnek olan sahneyi her canlı tatmalıdır. 


Bu kısa girizgahın ardından şimdi tiyatro yazmak üzerine bir kaç kelam edelim. 


Bir sonraki başlıkta üzerinde duracağımız arkaik metinleri ve Gsf'de ki cılız kıvılcımları saymazsak uzun bir ara sonrası beni yazıya döndüren Köpek'in çıkışından henüz bir kaç ay önce adeta fragman misali bir ortaya Akşama Oyun Var! çıktı. Esasında tiyatro kursunda verilen bir ödevi fazla ciddiye almamla oluşan Akşama Oyun Var! halen tek başıma yazdığım ilk ve tek tiyatro oyunu. Tiyatroyla hemhal olduğum dönem süresince başka bir arkadaşımın yine ödev olarak yazdığı senaryoyu geliştirerek Küçük Bir Şaka skecini de sayarsak toplamda bitmiş iki tiyatro oyunu kaleme aldım.


Sahne Maraş 2021 Mart’ta kurulduğunda neredeyse pandemi sebebi ile bir yıldır evlerinde mahsur kalan bizler için tutunacak dal vazifesi görmüştü. Çokları için dışarı çıkabilecekleri, yeniden sosyalleşebilecekleri bir ortam sunarken benim açımdan Gsf sonrası uğraşlarımı devam ettirecek bir alan vazifesi görüyordu. 


Pandemi koşullarına rağmen kısa sürede uyum yakalayan ve yeknesak olarak sanatsal üretime emek harcayan bizler tiyatro ekibimizin gelecek vaat ettiği konusunda hem fikirdik. Peki ilerde hangi oyunlar oynanmalıydı? 


Bu konu üzerine düşünüp, oynanabilecek oyunlar konusunda arşiv araştırmasına girdim. Bir çok oyunun telifli olması, çeviri oyunlarda ki anlam düşüklüğü, oyunların tam olarak kafamdaki mesajı veremiyor oluşu, çok fazla dekor ve kostüm istemesi gibi sebepler bizi bir dönem hayal kırıklığına sürüklemek üzereydi. Bunun üzerine kendi oyunlarını yazıp oynayan özgün bir tiyatronun hayalini kurmaya başladım. Bunun için ekipten eli kalem tutan, yazmaya istekli kişilerle aktifliğini yitirse de halen varlığını sürdüren Mutfak grubunu kurduk. 


Elimizdeki casta göre, içinde bulunduğumuz şartlara göre oyunlar yazılacaktı. Yazdıklarım kanlı canlı sahneye çıkacaklar ve halka arz olacaklardı. Bunları düşünmek bana mükemmel bir haz veriyordu. (Buna benzer bir cümleyi Murat Menteş yıllar sonra Dublörün Dilemması romanının tiyatro uyarlaması için kullanacaktı. Demek ki yazmayı uğraş edinenler bazı konularda ortak paydada buluşuyor.)


Tiyatro devam ederken ekipte hem oyuncu hem ışıkçı olarak bulunmam bana farklı bakış açıları katıyordu. Reji odasından sahnenin geneline hakim oluyor, oyunculukta bir karakterin iç dünyasını, bir karakter yaratmayı tadıyordum. 


Artık her şeyi teatral düşünmeye başlamıştım. Otobüste giderken gördüğüm bir bebeği nasıl oyunlaştırabileceğimi düşünüyor, güzel bir müzik dinlesem bu müziğe uygun bir sahne nasıl olurdu, hangi duyguları taşırdı diye fikir yürütüyordum. 


Oyun yazma uğraşı beni entelektüel hazzın zirvelerine çıkarmaya devam ederken gece uykularım bölünüyor, oyunlarla alakalı imgeler beynimde yıldırım gibi canlanıyor, bunlar en ufak ayrıntısı ile sayfalar dolusu notlara dönüşüyordu. Günlük hayata devam ederken birden bire aklıma bir diyalog geliyor hemen unutmadan onu not edecek bir şeyler aramaya başlıyordum. 2021 Kasım’da başlayan düzenli yazma maceramda beni heyecanlandıracak duyguların bir benzerlerini yaşıyordum. 


Siz Uyurken oyunu ekipteki Ebru’nun masal anlatmakta doğal ve inanılmaz bir beceriye sahip olmasıyla aklıma gelmişti. Yazacağımız ve sahneleyeceğimiz ilk oyun masalsı ve destansı bir atmosferde geçecekti.  Bir nebze Binbir Gece Masalları'nın sahneye taşınmış ve başkalaşmış, özgün bir hali olacaktı. (Bir yıl sonra Ankara Devlet Tiyatrosu Binbir Gece Masallarını tam da kafamdaki şekliyle ortaya koydu.) 


Bu fikrin içimde alev alması ile çok kısa bir zaman diliminde temrinler, ana senaryo, kullanılacak ışıklar ve müzikler, oyun kadrosu ve dekor kafamda oturmuştu ve sadece yazıya geçirmek kalmıştı. Eğer mümkün olursa oyunun sadece yazarı değil yönetmeni de olmalıydım çünkü temrinler normal bir oyuna göre karmaşıktı. Sahneyi yer yer ikiye üçe bölmek gerekliydi. Aynı oyuncu dört beş farklı rolde oynayacaktı. Oyunu olduğu gibi okuyan her kimse bunun yavan tatsız tuzsuz bir şey olduğuna kolaylıkla kanaat getirebilir, senaryomu kenara atabilirdi. 


Biz bu uğraşlar içerisindeyken tiyatromuz sallanmaya başlamıştı. Bize destek veren kamu kurumu desteğini yavaş yavaş kesiyor, oyunlarımız aksıyor, ekipten oyuncular birer birer çıkmaya başlıyordu. Bir gün prova için sahneye gittiğimizde kapıların kapalı olduğunu gördük. Kültür merkezi içinde uygun bir yerde prova almaya çalışırken de adice kovulduk. 


İnsanların özel hayatından zaman ve emek ayırarak var etmeye çalıştığı, her birimize özel anlar yaşatmış bir tiyatronun böyle yavaş yavaş çöktüğünü görmek bizi de yıkmıştı. Nitekim bu emektar arkadaşlarımızdan bir kaçını gerçek bir yıkımda kaybedecektik ve ben ilk uzunumu onların aziz hatırasını yaşatmaya çalışırken yazacaktım.


Tiyatroya dair tüm heveslerim kırılmıştı. Yazdığım oyunu bitirebilecek motivasyon bulamıyordum. Siz Uyurken dramatik şekilde, bitmemiş bir oyun olarak kaldı. Oyuna dair  notlarıma bakıp onu yeniden ele almak istesem de aradaki bağlamlar artık fazlasıyla kopmuş olduğu için bu konuda başarısız oldum. 


Tek oyun Siz Uyurken değildi, bir diğer proje Ucuz İş Gücü'nde kendime oto sansür uyguladım. Oyunun sivri dili nedeniyle oynayamayacağını düşünmeye başladım. İlk üç sahnesi yazılıp kalmakla beraber Ucuz İş Gücü’de Ölü Doğanlar arasında yerini aldı.


Kim bilir belki bir gün ben veya bir başkası Ölü Doğanlar’ı düzenler, kimini bitirir ve kitaplaştırır. Belki Ölü Doğanlar'dan birisi şuan ki bitmişlerden daha ünlü olur. Asıl başarmak istediğimiz olan okurun zihninde yer etme vizyonunu onlardan biri başarır. Belki de bu hiç olmaz. Ölü Doğanlar edebiyatın ölüler mezarlığında sonsuza dek yatarlar. 


Tiyatro yazmak diğer edebi türlere göre daha çok motivasyon gerektiriyor. Çünkü ekseriyetle ve doğal olarak tiyatro oyunları okunmak için yazılmıyor. Okunmak için yazılsa dahi öyküye nazaran çok yavan bir metin oluyor elimizde.  Eğer sahnelenme imkanı yoksa tiyatro yazmak için mesai harcama motivasyonu bulamıyorum kendimde. Bir diğer neden ise tiyatrodan fazlasıyla uzaklaşmış olmam. Sahnede olmayınca canlanmayan duyguları vardır tiyatronun. İçinde olmadan tasavvurla yapılacak bir şey değildir, en azından benim için. 


Yine de bir ara tiyatro türünde bir şeyler yazmaya çalışmadım değil. Farazi bir kurumun çürümüşlüğünü ele alan bir oyun olacaktı bu. O da yarım kaldı, sanırım devam etmez de. Fakat şunu eklemekte fayda var edebiyatı uğraş edinmemde esas motivasyonlarından birisi tiyatrodan ayrılmam sonrası içine düştüğüm boşluktu. Ondan da öncesi yazdığım ve yazmaya çalıştığım tiyatro oyunları ile içime yazma ateşini düşüren de yine tiyatroydu. Demek ki benim yazınımın filizlendiği damar tiyatrodur. Sanat ateşini tiyatro yakmıştır. Sanat deyince aklımda ilk canlanan resim de odur.  Bazı öykülerimin anlatıcısız olması, adeta tiyatro gibi peş peşe diyalogdan ibaret olması da zanlımca bundandır. 

Ancak tiyatroya dair tek çabam bunlardan da ibaret değildi. 


l.3.b Akşama Oyun Var’ın Sahnelenmesi


2021 yılında Sahne Maraş ekibince halihazırda bir oyun için çalışmalar yapılıyorken tüm ekip tarafından gönüllü olarak okuma provası yapıldı Akşama Oyun Var’ın. Bu oyunun sahnelenmesi hususunda herkes içten istek gösterdi. Oyun programına eklenmesi için yukarıya sesimizi duyuramaya çalışırken bir iki korsan prova da yaptık. Rolleri bile belirledik. Ekiptekiler günlük konuşma esnasında benim yazdığım replikleri cümlelerin arasına ekliyorlardı. Oyun üzerine tartışıyor, örneğin kimi karakterlerin silik olduğu, yeni karakter eklenmesi gerektiği, bazı repliklerin fazla mı zorbalayıcı olduğu, komedi unsurunu doğuran çatışmanın derinleştirilmesi gibi konularda fikir alış verişinde bulunuyorduk. 

Ancak yukarı makamlar bizden gelen talepleri reddettiler. Bir sonraki sezonda sizin yazdıklarınızı değerlendirebiliriz diyerek bizi geçiştirdiler. Sahnelenme imkanı bulan ilk oyunum bürokrasinin gereksiz sebeplerinden seyirci ile buluşamadı. 

*Haberler güzel. Dördüncü yılda Akşama Oyun Var Kahramanmaraş Diaspora Sahaf’ta okuma tiyatrosu ile sahnelendi. Kitabın ilerleyen kısımlarında bu konuya tekrar deyineceğim.

Asayiş Berkemal'de benim iki, Celaleddin Cihat'ın bir, Kevser'in bir toplam dört oyun var. Yarım kalanlar ve Mine’nin taslağını da sayarsak totalde altı çalışma. Daha önce öykü yazıp yayınlayan çok fazla blog gördüm ama tiyatro üzerine bizimki ilk ve tek olabilir. 

Bitirirsek; tiyatro yazınımına ve tiyatroya ister istemez uzun süre ara verdik. Bir gün imkan olursa eğer, ikisine de aynı motivasyonla tekrardan başlayacağımı biliyorum.