Tiyatro Dersleri
Şimdi bir sanatın içine dahil oluyorsak bencesi bu işin geçmişini de araştırmak lazım. Ben öyle yaparım en azından. Önce o işin tarihinden yola çıkarım. Nacizane anlatalaım dilimiz döndüğünce.
Evvela bu sanat takdir edersinizki bizimle başlamadı. Ancak bizden çok uzak bir yerde de başlamadı. Bugün baktığınızda daha çok batıdan gelme batı sanatı olarak gördüğümüz sanat aslında tamda bizim topraklarımızda doğmuştur.
Entelektüel camiada Anadoluculuk adında bir düşünce akımı var. Biz bugün genelde kendimizi ulus ve ırk üzerinden tanımlarız. Efenm bizler dört nala gelip uzak asyadan akdenize bir kısrak başı gibi uzanan yarımada da yaşamını sürdüren kültür ve gelenek itibariyle orta asyayı devam ettiren bir milletiz diyoruz. Anadoluculuk fikrini benimsemiş kişiler diyor ki evet ben dört nala geldim uzak asyadan ve bu akdenize bir kısrak başı gibi uzanan yarımasayı yurt edindim. Fakat ben geldiğimde burada hali hazırda yaşayanlar vardı hatta Çatalhöyük örneği dünyanın ilk toplu yerleşimi buradaydı. Daha da eskiye gidelim dünyanın bilinen ilk tapınağı göbeklitepe buradaydı. Ben bu insanlarla komşu oldum yan yana oturdum beraber ekmek yedim su içtim. Dolayısıyla onlar benden ben onlardan etkilensim. En nihayetinde anadolu yarımadasının dünü ile bugünü arasında kültür birliği vardır ve bizler de bunun bugünki mirascılarıyız diyerek alışık olduğumuz ırk temelli yaklaşıma yeni bir persfektif getiriyor bu anadoluculuk hareketi. Kimler burada en bilinen örneği Halikarnas Balıkçısı, Azr Erhat adını genelde çevirilerden sözlikleeden aşina olabiliriz, Nurettin Topçu vesaire.
Bugün bilhassa güney ve batı kıyılarımızda şuan bulunduğumuz ile en yakın da Ankara'da neredeyse her ören yerinde bir tiyatro kompleksi görmemz mümkün. Daha da önemlisi İzmir'e bağlı Seferihisar ilçesinin Sığacık köyünde bulunan Teos antik kentinde zamanında Dionysos Sanatçılar Birliği bulunur. Yani tiyatroyu organize bir kuruma çeviren bir nevi sendika görevi görür burası ki bakınız yine anadoludadır.
Velhasılı tiyatro bize uzak değil biz tiyatrodan uzaklaştık zamanla. Şimdi buzları eritme zamanı.
Nereden çıktı bu tiyatro peki
Bir kaç yorum var. Aslında ilk insanların birbirlerine söz gelimi bir avı anlatmalarını dahi tiyatro kabul edenler var. Genel olarak sanatçıların kabul ettiği ise antik yunanda dini gerekçelerle ortaya çıktığı. Tabi o dönemler tek tanrılı dinler yok veya popüler değil. İnsanlar çok tanrılı dinlere inanıyor. Nereden alıyor bu kaynağını tanrılar. Doğadan ve insanın henüz toplum oluşturamadığı ilkel zamanlarından alıyor. Güneş tanrısı, ay tanrısı. Açıklama getiremedikleri her şeye kutsaliyet atfediyorlar. Mesela ne demek istedim ilkel zamanlarından diyerek çok bilindik bir yunan tragedyası vardır. Kısaca bahsedelim bir kralın çocuğu olacaktır kahinler bu çocuk senin sonunu getirecek derler. Korkan kral çocuğu ormana bırakır. Ormanda çocuk bir aile tarafından sahiplenip büyütülür. Sonra Odipusun yolu kahine düşer. Kahin ona babasını öldürüp kendi öz annesiyle evleneceğini söyler. Korkan Odipus yollara düşer yolda biriyle karşılaşır tartışma çıkar karlısındaki adam odipusu kamçılayınca odipus adamı öldürür. Tabi ozaman hak hukuk pek yok. Yola devam eder bir şehre canavar musallat olmuştur. Canavara bilmeceler sorar bilemeyenleri yer. Şehir buna çözüm aramaktadır karşılıpında şehrin tahtını vereceklerdir. Odipus şehre gelir bilmeceyi bilir ve tahtın sahibi olup kraliçe ile evlenir. Fakat yolda öldürdüğü kendi öz babası evlendiği ise aslında öz annesidir. Bunu öğrenince kendi gözlerini mil çekerek azap dolu hayat yaşamaya başlar.
Ne anlatır bu hikaye? İnsan toplumunun modern yaşam içinde öz anne ve babasına cinsellik duymaması gerektiğini anlatır. Neden böylesine korkunç bir şeyi anlatır. Çünkü insan yabandır, esasen hiç bir değer tanımaz yoktur çünkü. Fakat toplum bir arada yaşamaya başlayınca değerler oluşturur artık hayatı tökezleten korkunç şeyleri markelemek engellemek gerekmektedir. Bunun için de o dönem hikayeler anlatmaktan daha iyi bir çözüm yoktur. Odipusun hikayesi yunan halk ozanlarının ağzında diyar diyar yayılmış ve Sofokles tarafından da yazıya geçirilmiştir.
Konumuza dönecek olursak işte Dyonysos ta bir tür Tanrı. Kendisi şarap, eğlence ve tiyatro tanrısı. Antik Yunanda bu tanrıyı anmak, bereketli geçen hasadı kutlamak toplumun birliği ve beraberliğini güçlendirmek için tiyatro gösterileri düzenlenirdi. Hayatın ayrılmaz parçasıydı. Bir bakıma halk ozanlarının dillendirdiği hikayeleri sahneye taşır daha kalabalık kitlelere daha gösterişli olarak sergilerlerdi.
O dönemlerin zenginleri finanse ediyor tabi bu gösterileri. Oyun yazma yarışmaları yapılıyor vesaire. Zenginler arasında şu oyunun finansörü benim diyebilmek büyük saygı göstergesi. Bu sayede de tiyatro büyüyor gelişiyor.
Ne zamana kadar Roma dönemine kadar. Roma da tiyatro pek önemsenmiyor. Hristiyanlıkla beraber de putperest inancı olduğu gerekçesiyle rönesansa kadar neredeyse tamamen unutyuluyor.
Ortaçağda İtalyada comedie del arte var. Bizde de karagöz hacıvat meddahlık geleneği var. İkisi birbirine çok benzer. Tiyatronun sönmüş ateşinden tüten dumanlar diyebiliriz bunlar için.
Peki Hacıvat Karagöz deyince aklımıza ne geliyor? Gölge.
Gölge sanat felsefesinin en temel konularından biri. Platon biraz farklı düşünen bir arkadaş. Onun liseden aşinasızdır bir idealar evreni vardır. Diyor ki yaşadığımız dünya idealar evrenin kopyasıdır. Sanatçı ise kopya evreni tekrar kopya eder. Yani sanatçılar hırsızdır der ve ideal devletine sanatçıları almaz. Sanatla arası pek iyi değildir Platon'un. Atina'nın en parlak tiyatronun en gelişkin dönemlerinde yaşamıştır. Tiyatroyu halkın doğru düşünmesini engelleyen bir aygıt olarak tanımlar kabaca. Kahreden ortaçağ felsefesi kaynağını yozlaşmış haliyle Platon'dan alır.
Mimesis der Platon. Çokca duyarız sanatla ilgili üretim yapan kurumlar isim olarak kullanır Mimesis'i. Nedir Mimesis? Mağarada doğup büyüyen 5 kişi var. Bu mağranın girişinde bir ateş yanıyor. Ateşin önünden de değişik figürler geçiyor. Mağarada zincirlenmiş halde bulunan o beş kişi figürlerin aslını göremediği için gölgesini hakikat zanneder hatta onları çıkarıp ateşin önünden geçen budur deseniz bile size bu ancak o gölgenin kopyası olabilir bile diyecektir çünkü hayatı boyunca hep gölgeye maruz kaldı. Düşünün lütfen esasında derindir ve sanat fikrinin yapıtaşıdır.
Ben burada sahneye çıktığımda Çanakkale'de savaşmış bir yüzbaşının gölgesi olarak çıkıyorum örneğin. Tanıdık geldi mi?
İnsanlar sanata tiyatroyla başlamamıştır. 7 sanat kavramı var. Varoluş sıralamasına göre gider resim, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, mimari, sinema. Tabi farazidir toplumdan topluma değişebilir ama biz yine de biliyoruz ki insanlar sanat icra etmeye resimle başladılar. Elimizdeki ilk bulgular bunlar. Mağara resimleri var Güney Afrika da gravürler, İspanya'da hayvan figürleri. Çatalhöyükte Hasan Dağı veya Karadağ tahmin ediliyor patladığına dair bir çizim. Tabi bu üç resmin arasında yüzlerce hatta belki binlerce yıl var.
İşte içinde bulunduğumuz ve cübbesini giydiğimiz sanat budur. Avatar Aang'in diğer avatarlarla silsile yoluyla gitmesi ve arada bir onlarla bağlantı kurması gibi düşünün. Hepimiz geçmişten parça taşıyoruz bu çok değerli.
******
Neden anlattım tüm bunları çünkü ben Kahramanmaraşta henüz yirmi yaşında avel bir gençken bana kimse anlatmadı bunları. Aldığım bir kitap vardı adı batsın içinde ordan buradan kopyala yapıştır başı var sonu yok yazılarla doluydu. Güzel Sanatlar Fakültesinde ve sahada bir vesile öğrendim bunları. Sonu da yok öğrenmenin halen öğreniyorum. Öğrendikçe de eklerim.