Masada Kalan Proje: Sahne Çankırı
Kendi ekibimi kurma ve oyunumu yönetme hülyası henüz daha Siz Uyurken'i kaleme aldığım sıralarda içimde vuku bulmuştu. Sahne Maraş'tan hocalar çekilecekti ve ekip nitelikli bir oyuncuya devredilecekti. Kendi oyunlarımızı yazıp sahneleyebilir ve ekibi devam ettirebilirdik. Bize vaad edilenler bunlardı. O vakitler bu kişinin ben olabileceğim ümidi ile kolları sıvamış yazıyordum ben Siz Uyurken'i. Müzikleri, sahnelenmesi, dekoru hazırdı her ne kadar metni tam yazılmamış olsa da.
Tabi olmadı. Olmayacağının emareleri belirmeye başlamıştı ki kader beni Ankara'dan çağırıyordu.
Askeri eğitimin ilk haftalarında ben sürekli olarak amatör topluluklatın ve özel tiyatroların videolarını izliyor, oyunlar okuyor kafama göre nasıl bir ekip kurabileceğimi planlıyordum.
İlk tayin yerim açıklandığında daha geldiğim ilk gün kurdum Sahne Çankırı'yı. Çankırı'dan altı ay ayrı kalmam gerekince de bekledim bir müddet. Altı ay sonra gelir gelmez tekrar başladım çalışmalara. Kendi ekibimi kuracaktım ama kimseyi tanımıyordum. İyisi mi önce varsa başka bir ekibe dahil olmaktı.
*
Gençlik Merkezine gittim son yaş sınırı 27'ydi ve ben halen oradan faydalanabiliyordum. Tiyatro kursuna kayıt yaptırdım. Eğitim başladığında yaşadığım hayal kırıklığıydı ekip arkadaşlarımın yaş ortalaması 15 bile değildi. Eğitmen bana belediye ekibine katılmamı tavsiye etti. Eğitmenin telefonunu buldum aradım memnun kaldı. O da esasen askeri personeldi. Sahnelemek üzere oldukları bir oyun vardı. Provasını izlemeye gitmiştim rezaletti. Daha sonra oyunu izleme gafletinde de bulundum. Son derece sıkıcı bir amerikan sitcomu oynuyorlardı. Oyun çok uzundu. Ezberler yarımdı. Seyirci çok çok azdı. Sanki kendileri çalıp kendileri oynuyordu. Hocaya yeni çalışmalarda beraber olmak istediğimi söyledim bana ulaşacaktı.
Ulaşmadı. Ne zaman sonra yeni kurs döneminin açıldığını görüp gittim kültür daire başkanı bana ekibin halihazırda faaliyetlerine başladığını kadronun dolu olduğu hatta yığınla başvuru evrağını göstererek bir çok başvuruyu kabul edemediklerini söylemişti. Yeni bir kurs grubu açmalarını söyledim. Güzel Sanatlarda eğitim almıştım, neredeyse üç yıllık sahne tecrübem vardı. Kursun eğitmenliğini tek başıma kotarabilirdim. Bunu gayet inanarak söylemiştim. Kültür daire başkanı bir süre düşünceli düşünceli bana baktıktan sonra teklifimi reddetti. Belediyeyi böyle bir topun altına sokmanın gereksiz olduğunu düşünmüş olsa gerek.
Yine de ilk derse katıldım. Ertesi gün telefonum çaldı arayan bizzat Kültür Daire başkanıydı kayıtsız olarak neden derse katıldığımı soruyordu. Olabilecek en saçma şey başıma gelmişti. Olay canımı sıkmıştı. Hoca'nın bu durumdan haberi olduğunu ancak kayıtsız kaldığını düşünmüştüm. Kendimi küçültmeye hacet görmemiş geri çekilmiştim.
Yıllar sonra öğrenecektim ki hoca beni çok bildiğim ve iyi olduğum gerekçesi ile hasetlik ederek ekibe bilerek almamıştı. Hoca ekipte kendisini bilgi ve tecrübe olarak katlayacak birini istemiyordu. Küçük hesaplardı bunlar yersizdi tabi.
Vazgeçmemiştim Sahne Çankırı adında bir instagram hesabı kurdum. Çankırı’da yaşayan insanlara ulaşmaya çalıştım. Gönüllerden oluşan bu toplulukla oyunumuzu hazırlayıp hep beraber belediyenin kapısını tekrar çalacaktık. Belediye olmazsa il kültür turizm müdürlüğünü deneyecek, ulaşabileceğimiz tüm kapıları tırmalayacaktık. Plan buydu. Yaklaşık iki ay sonra on kişilik bir ekip toplamıştım. İlk provamız özel bir kütüphanede olacaktı. Çalışma odasının kirasını tek başıma ödeyecektim. İlk provanın önceki gece sabaha kadar tiyatroda neler yapabileceğimiz hakkında notlar aldım. Hangi doğaçlama çalışmalarını yapacaktık? Hangi tanışma oyunları oynanmalıydı? İlk ödevler neler olabilirdi?
Sabah özenle hazırlanıp ilk prova için yola çıktım. Kütüphanenin önünde beklemeye başladım. Çok heyecanlıydım. Belirlediğimiz prova saati geçeli bir saat oldu. O gün kimse provaya gelmedi. Sonra da insanlar gruptan çıkmaya başladılar. Selamsız Bandosuna dönmüştüm. Olanları yakınlarıma gülerek anlatsam da içimdeki ümit sönmüştü. Tiyatro konusunda bir kez daha hüsrana uğramıştım.
Yazının başlarında değindiğim Celaleddin Cihat ile olan telefon konuşmamızı hatırlayın. Cihat edebiyatın kağıt ve kalemden başkasına ihtiyacı olmadığı söylemişti. Oysa tiyatronun gereği çoktur. Sahnesiz bir tiyatro bile olabilir ama her şeyden önce ekip gereklidir. Bireyselleşmenin övüldüğü, herkesin benim diyerek dolaştığı günümüz dünyasında tiyatro gibi kolektif bir uğraş için insanları bir araya getirmenin ne denli zor olduğunu düşünün. Tiyatro için aşılması en zor engel aslında en kolay gibi gözükendir. O da tiyatroya emek verecek, ekip olabilecek insan bulmaktır.
Bu hüsran beni sanata küstürmedi. Edebiyata daha da yönelmeme vesile oldu. Bir sonraki sahneme kadar kendimi doldurabildiğim kadar dolduracaktım. Yarım kalan yazılarımı bitirecektim.